Değerler Azaldıkça İnsan Da Azalır – Etingü Dönmez Durgun yazdı…
İnsan yalnızca biyolojik bir varlık değildir; onu asıl tanımlayan görünmeyen bir değerler bütünüdür. Bu bütün vicdanla, merhametle, adalet duygusuyla ve hakikat arayışıyla şekillenir. Bu unsurlar zayıfladıkça birey kendi özünden uzaklaşır. Her uzaklaşma toplumsal dokuda küçük bir çözülme yaratır ve zamanla bu çözülme bir medeniyetin ruhunu aşındıracak kadar derinleşir.
Geçmişte ilişkiler daha az sözle daha çok anlam taşırdı. Güven uzun açıklamalara ihtiyaç duymadan kurulabilirdi. Günümüzde ise iletişim araçları çoğalmasına rağmen anlamın derinliği sığlaşmıştır. Bu durum bireyler arası bağların zayıflamasına, toplumsal güvenin kırılmasına ve yalnızlığın yaygın bir deneyime dönüşmesine yol açmaktadır. Kalabalıklar büyürken aidiyet hissi daralmakta, birey kendi varlığını başkalarının gözünde doğrulama ihtiyacıyla daha kırılgan bir hâle gelmektedir.
Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, ilerlemeyi yalnızca maddi kazanımlarla ölçmesidir. Teknolojik gelişmeler, yaşamı kolaylaştırırken ahlaki duyarlılığı aynı ölçüde besleyememiştir. Bu çelişki araç ile amaç arasındaki dengenin kaybolduğunu gösterir. İnsan ürettiklerinin hızına yetişmeye çalışırken neden var olduğunu sorgulamayı ihmal eder. Bu ihmal anlam boşluğu doğurur ve anlam boşluğu ise bireyin iç dünyasında sessiz bir çöküş başlatır.
Değerlerin aşınması, empati yeteneğini köreltir. Başkasının acısına dokunamayan bir zihin zamanla kendi duygularını da sağlıklı biçimde işleyemez. Duyarsızlık yalnızca dış dünyaya karşı değil, bireyin kendi içsel deneyimine karşı da gelişir. Bu durum yaygın bir tükenmişlik ve yabancılaşma hâlini besler. İnsan kendi yaşamına dışarıdan bakan bir göz gibi hisseder, eylemleriyle duyguları arasındaki bağ giderek kopar.
Toplumsal yapı içinde küçük görülen etik sapmalar, zamanla normalleşerek kolektif bilinci dönüştürür. Bir zamanlar sınır olarak kabul edilen davranışlar, tekrarlandıkça sıradanlaşır. Bu süreç normların yer değiştirmesine neden olur. Normların değişmesi, bireyin doğru ile yanlış arasındaki ayrımını bulanıklaştırır. Bu bulanıklık içinde yetişen nesiller, sağlam bir ahlaki referans sistemi kurmakta zorlanır.
İnsanlık tarihi değerlerin inşa ettiği yükselişler ve ihmal edildiği dönemlerde yaşanan çöküşlerle doludur. Her dönemde bireyler, kendi seçimleriyle bu sürecin bir parçası olmuştur. Bu nedenle sorumluluk, günlük hayatın içinde alınan küçük kararların toplamıdır. Bir haksızlığa sessiz kalmak, bir gerçeği çarpıtmak ya da bir iyiliği ertelemek, her biri görünmez bir eksiltme yaratır.
Buna rağmen insan yeniden kurabilme kapasitesine sahip tek varlıktır. Değerler tamamen yok olmaz, üzerleri örtülür, unutulur, geri plana itilir. Bilinçli bir çabayla bu örtü kaldırılabilir. Empati yeniden öğrenilebilir, adalet duygusu yeniden güçlendirilebilir, hakikat arayışı yeniden anlam kazanabilir. Bu süreç, bireysel bir farkındalıkla başlar ve toplumsal bir dönüşüme zemin hazırlar.
İnsanlıktan eksilmek aslında kendilikten uzaklaşmaktır. Kendi özüne yabancılaşan bir varlık, dış dünyada ne inşa ederse etsin, içsel bir bütünlük sağlayamaz. Bu nedenle asıl mesele, kaybedilenin farkına varmak ve onu yeniden kazanma iradesini gösterebilmektir. Çünkü değerlerini koruyabilen bir insan yalnızca kendini değil, ait olduğu toplumu da ayakta tutar.
Etingü Dönmez Durgun
Psikoterapist & Pozitif Psikoloji Uzmanı















