Affetmek Mi, Bağışlamak Mı? – Adem Alibaş yazdı…
Bir gelişle geldiğimiz bu âlemden, bir nefesle gidiyoruz. Kimimiz tadından yiyemiyor, kimimiz tuzundan. Bakıp da göremediğimiz, dokunup da hissedemediğimiz öyle çok şey var ki… Ama bir şey var ki hep ıskaladığımız; neredeyse tüm ömrümüzü tutsak etmiş, bizleri kapı kapı derman aratacak hâle getirmiş: affetme ile bağışlamanın ayrı şeyler olduğunu görememek, hissedememek!
Neyi affedip neyi bağışlayacağımızın idrakine vardığımız gün, birçok karmaşamızdan, geçmişimizin keşmekeşliğinden, ruhsal ve bedensel hastalıklarımızın çoğundan kurtulmuş olacağız. Ne vakit uzun yıllar acı çekmiş birini görsem, gözlerinin içindeki solgunlukta, ses tonundaki buğuda bu düğümü görüyorum. Kendisine bu acıyı yaşatmış olanı affetmiş, ama bağışlayamamış.
Affetmekte karşılık beklentisi vardır, hatta bir tutam intikam duygusu da…
Bağışlamak ise; onda tam bir zarafet, letafet, asalet vardır (karşılık içermez).
İnsan, fıtratı gereği vermekle mutlu olur. Oysa alınca mutlu olacağını zanneder (geçici haz). Almakta doyumsuzluk, vermekte tatminkârlık vardır.
Yine içinizdeki o meraklı soruyu duyuyorum:
İyi hoş da, neyi affetmeliyim, neyi bağışlamalıyım?
- Yalan söyleyeni, ihanet edeni affedin, oracıkta bırakın.
- İnsan onuruna yapılmış bu iki tecavüz unsuru hariç her şeyi bağışlayın, kucaklayın, öpüp koklayın ve kaldığınız yerden devam edin.
Geçmek bilmeyen migreninize,
Ansızın midenize saplanan kramplarınıza,
Geceleri uykunuzu bölen yüksek duygu tansiyonunuza,
Bir nebze şifa olması dileğiyle…
Kendinize hoşça bakın.
Adem Alibaş
Yaşam Rehberi

















