Çocuklarımız, Geçmişimizin İzlerini Taşır – Etingü Dönmez Durgun yazdı.
Hiçbir çocuk, yalnızca kendi yaşadıklarının ürünü olarak büyümez. Anne babasının duygularından, aile içinde öğrendiği davranışlardan ve kendisinden önceki kuşakların yaşanmışlıklarından da etkilenir. Geçmişin travmaları, dile getirilmeyen acılar, bastırılan korkular ve karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar, kuşaklar arasında farklı biçimlerde varlığını sürdürebilir.
Bir çocuk dünyaya geldiğinde, anne babasının hikâyesini bilmez. Ancak o hikâyenin izleriyle karşılaşabilir. Ebeveynlerinin kaygıları, başarısızlık korkuları, kabul görme ihtiyaçları ve hayata karşı geliştirdikleri savunmalar, çocuk yetiştirme biçimlerine yansıyabilir. Böylece yetişkinin kendi geçmişinden getirdiği yükler, farkında olmadan çocuğun yaşamına taşınabilir.
Mükemmeliyetçi ebeveynler çoğu zaman çocukları için en iyisini ister. Onların başarılı, güçlü, saygın ve hayatta karşılaşacakları zorluklara karşı hazırlıklı olmalarını arzularlar. Ancak bu beklentiler, çocuğun kendi gelişim sürecini göz ardı ettiğinde sevgi, yerini yetersizlik duygusuna bırakabilir. Çocuk, ailesinin sevgisini ve takdirini kazanmak için sürekli daha iyisini yapması gerektiğine inanabilir. Zamanla kendi isteklerini tanımak yerine, başkalarının beklentilerini karşılamaya odaklanabilir.
Halbuki bir çocuğun gelişimi, kusursuzluk üzerinden değerlendirilemez. Her çocuğun öğrenme hızı, duygusal kapasitesi, ilgi alanları ve kendini ifade etme biçimi farklıdır. Hata yapmak, hayal kırıklığı yaşamak, zaman zaman başarısız olmak ve yeniden denemek, büyümenin doğal parçalarıdır. Çocuktan her koşulda başarılı olmasını beklemek, ona gelişmesi için alan açmak yerine, hata yapmaktan korktuğu bir yaşam öğretebilir.
Burada ebeveynlerin kendilerine sormaları gereken önemli bir soru vardır: Çocuğumdan beklediğim şey gerçekten onun ihtiyacı mı, yoksa kendi geçmişimde tamamlayamadığım bir şey mi?
Belki kendi çocukluğumuzda yeterince takdir edilmedik. Belki hata yaptığımızda eleştirildik, başarımızla ölçüldük ya da duygularımızı ifade edebileceğimiz güvenli bir alan bulamadık. Yetişkin olduğumuzda, farkında olmadan çocuklarımızdan kendi geçmişimizde eksik kalanları tamamlamalarını bekleyebiliriz. Onların başarısını kendi değerimizle ilişkilendirebilir, yaşadıkları zorlukları kendi ebeveynliğimizin başarısızlığı gibi algılayabiliriz.
Ancak çocuklarımız, geçmişte yarım kalan hikayelerimizi tamamlamakla sorumlu değildir. Onların hayatı, bizim yaşayamadıklarımızı yeniden yaşamak ya da gerçekleştiremediklerimizi başarmak için verilmiş ikinci bir fırsat değildir.
Kuşaklar arasında aktarılan her şey değişmeden kalmak zorunda değildir. Aileden öğrenilen davranışları, korkuları ve ilişki kurma biçimlerini fark etmek, bu aktarımın yönünü değiştirebilmenin ilk adımıdır. Ebeveyn kendi duygularını tanımaya, tepkilerinin geçmişle bağlantısını anlamaya ve gerektiğinde destek almaya başladığında, çocuğuyla kurduğu ilişki de dönüşebilir.
Elbette hiçbir anne baba kendi geçmişinin bütün izlerini bir anda silemez. Önemli olan hiç hata yapmamak ya da her zaman doğru davranmak değildir. Önemli olan hata yaptığında bunu kabul edebilmek, çocuğun duygularını dinlemek, gerektiğinde özür dilemek ve ilişkide güveni yeniden kurabilmektir. Çocukların ihtiyaç duyduğu şey, kusursuz ebeveynler değil, kendi davranışlarını gözden geçirebilen, sorumluluk alabilen ve sevgisini başarı şartına bağlamayan yetişkinlerdir.
Çocuğumuzun her zaman güçlü olmasını beklemek yerine, zorlandığında yanında durabilmeliyiz. Her sorunu çözmesini beklemek yerine, çözüm ararken ona eşlik etmeliyiz. Onu başkalarıyla kıyaslamak yerine, kendi gelişimini keşfetmesine fırsat vermeliyiz. Çünkü bir çocuğun kendine duyduğu güven, yalnızca başardıklarıyla olmaz, başaramadığında da değer gördüğünü bilmesiyle gelişir.
Unutulmamalıdır ki çocuklarımızın geleceğini şekillendirirken yalnızca onlara ne öğrettiğimiz değildir , onlarla nasıl bir ilişki kurduğumuz da belirleyicidir. Söylediklerimiz kadar öfkemiz, beklentilerimiz kadar tepkilerimiz, verdiğimiz öğütler kadar kendi davranışlarımız da onların dünyasında iz bırakır.
Belki de ebeveynliğin en önemli sorumluluklarından biri, çocuklarımızı kendi yaralarımızdan korumaya çalışırken önce o yaraları tanımaktır. Geçmişimizi değiştiremeyiz fakat geçmişin bugünkü ilişkilerimizi nasıl etkilediğini anlayabilir ve bu etkileri dönüştürmek için adım atabiliriz.
Çocuklarımızdan kusursuz yetişkinler olmalarını beklemeyelim. Onlara kendilerini tanıyabilecekleri, hata yapabilecekleri, duygularını ifade edebilecekleri ve kendi yollarını bulabilecekleri bir alan sunalım. Çünkü sağlıklı bir yetişkinlik çocukluktan kalan bütün izlerin silinmesiyle olmaz, insanın kendini tanıması ve kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenmesiyle gelişir.
Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miras, kusursuz bir hayatın ölçülerini öğretmek değildir, kendi yaralarını tanıyabilecekleri, duygularını anlayabilecekleri ve kendileri olarak var olabilecekleri güvenli bir dünya kurmaktır.
Etingü Dönmez Durgun
Psikoterapist & Pozitif Psikoloji Uzmanı















