Sümerler’den Bugüne Değişmeyen Soru:
Bu Gençlik Nereye Gidiyor? – Şeref Umut Ersop yazdı…
Bu soru bize bugünün dünyasına aitmiş gibi geliyor. Oysa yetişkinlerle gençler arasındaki mesafenin tarihi, teknolojinin tarihinden çok daha eskidir. Her dönemde yetişkinler kendilerinden sonra gelen kuşağa bakıp bazı şeylerin değiştiğini fark etmiştir. Kimi zaman bu değişim bir bozulma olarak yorumlanmış, kimi zaman yetişkinlerin kendi gençlikleri ölçü kabul edilmiştir. Gençler ise dünyaya başka bir yerden bakmıştır. Onlara göre dünya değişmiştir ve kendilerinden önceki kuşak, bu değişimi anlamakta zorlanmaktadır. Bugün bu tartışmanın içine telefonları, sosyal medyayı, ekranları, bilgisayar oyunlarını ve yapay zekâyı katıyoruz.
Geçmişte ise konu okul, yazı, disiplin, çalışma ve aileydi. Bu yazının çıkış noktası tam buradadır. Soru gerçekten “Bu gençlik nereye gidiyor?” mu, yoksa asıl soru: ”Dünya değişirken çocukların ve gençlerin insan ilişkilerini koruyabileceğimiz mi?”
Çünkü teknoloji değişiyor. Araçlar değişiyor. Çocukların zaman geçirdiği yerler değişiyor. Fakat insanın ait olma, anlaşılma, sevilme ve başka insanlarla bağ kurma ihtiyacı aynı hızla değişmiyor. Belki de bugün yaşadığımız temel sorunlardan biri, teknolojinin varlığından çok, değişen hayat biçimleri içinde insanların birbirlerine ulaşmakta zorlanmasıdır.
Sümerler’den bugüne değişmeyen soru
Türkiye’de “Bu gençlik nereye gidiyor?” sözünün Sümerler’e ait olduğu uzun zamandır anlatılan bir hikâyedir. Bu söz kimi zaman Sümer tabletlerine, kimi zaman da Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’a atfedilir.Buna karşılık Sümerler’de öğrenciler, okul hayatı, öğretmenler, aile ve gençlerin davranışları hakkında gerçekten önemli metinler bulunmaktadır.
Bunlardan biri, modern araştırmalarda “Schooldays: A Sumerian Composition Relating to the Education of a Scribe” adıyla bilinen Sümer okul metnidir. Samuel Noah Kramer tarafından 1949’da yayımlanan çalışma, eğitim gören bir öğrencinin okul yaşamına ilişkin bir metnin çevirisini ve açıklamasını içermektedir. Metin, bir öğrencinin okula gitmesini, ders çalışmasını ve öğretmenle ilişkisini anlatır. Okul yaşamı yalnızca bilgi edinmekten ibaret değildir; öğretmenin otoritesi, öğrencinin davranışı ve öğrencinin ailesiyle olan ilişkileri de metnin dünyasında yer almaktadır.[1] Bu nedenle dört bin yıl önceki okul hayatına baktığımızda tamamen yabancı bir dünya görmeyiz. Elbette ortam farklı Defter yerine kil tablet vardır. Kalem yerine kamış kalem kullanılmıştır. Yazı, bugünkü gibi kâğıda değil kile işlenmektedir.
Muazzez İlmiye Çığ da Uygarlığın Kökeni Sumerliler 2: Sumerlilerde Günlük Yaşam adlı eserinde Sümerlerde okul ve eğitim hayatına ayrı bir bölüm ayırır. Kitabın “Tarihte Açılan İlk Okullar ve Eğitim” başlıklı bölümü, Sümer okul kültürünün gündelik yaşam içindeki yerini ele almasından bahsetmektedir.[2] Burada önemli olan, dört bin yıl önce yaşayan çocuklarla bugünün çocuklarını aynılaştırmak değildir.
Asıl ilginç olan, çocukların yetişkinlerin beklentileriyle kurduğu ilişkinin bazı yönlerinin zamana rağmen tanıdık gelmesidir. Kil tablet değişmiştir. Çocuğun çevresindeki dünya değişmiştir. Fakat “öğrenmelisin”, “başarılı olmalısın”, “öğretmenini dinlemelisin” gibi beklentilerin insanlık tarihinde uzun bir geçmişi vardır.
Belki tarihin bize söylediği ilk şey budur: “Kil tablet değişmiştir; çocuğun yetişkinlerin beklentileriyle ilişkisi o kadar hızlı değişmemiştir.”
Burada bir başka tarihsel metni de hatırlamak gerekir. Kramer, 1957’de “A Father and His Perverse Son” başlıklı başka bir Sümer metni üzerine çalışmıştır. Metin, modern araştırmalarda kimi zaman “çocuk suçluluğunun ilk örneği” gibi başlıklarla anılmıştır.[3] Ancak bu çalışmayı “Sümerler de gençlikten şikâyet edenlerin sözü” şeklinde modern bir özdeyişe dönüştürmek doğru değildir.
Çocukluk gerçekten değişti mi?
Burada daha temel bir soru ortaya çıkıyor: ‘Çocukluk dediğimiz şey her dönemde aynı mıydı?’
Aslında değildi. Çocukların toplum içindeki konumu, eğitimden aile ilişkilerine, çalışma hayatından oyun alanlarına kadar tarih boyunca değişti. Bir toplumun çocuktan ne beklediği; o toplumun ekonomik yapısı, aile düzeni, eğitim anlayışı ve kültürel değerleriyle yakından ilişkiliydi. Bu nedenle bugünün çocukluğunu geçmişteki çocuklukla karşılaştırırken yalnızca “Çocuklar eskiden nasıldı?” diye sormak yeterli değildir. Şunu da sormak gerekir: ”Yetişkinler geçmişte çocuklardan ne bekliyordu?”
Bugün çocukluk giderek daha uzun bir eğitim süreciyle, yoğun sınavlarla, planlanmış etkinliklerle ve dijital ortamlarla çevrelenmektedir. Dolayısıyla “çocukluk değişti” demek doğrudur; fakat bu değişimi yalnızca teknolojinin ortaya çıkışına bağlamak eksik kalır. Çünkü çocukların hayatını değiştiren yalnızca telefonlar, tabletler, bilgisayar değildir. Okullar, şehirler, Ailelerin çalışma biçimleri, Çocukların oyun oynadığı alanlar. Bu nedenle bugünün çocuğunu anlamak için yalnızca elindeki telefona bakmak yeterli değildir.
Eskiden çocuklar daha mı iyiydi?
Geçmişi hatırlarken insanın kolayca düştüğü bir başka tuzak vardır: Nostalji.
“Eskiden çocuklar daha saygılıydı.”
“Eskiden çocuklar daha dayanıklıydı.”
“Eskiden çocuklar sokaktan eve girmezdi.”
“Eskiden aileler çocuk yetiştirmeyi daha iyi bilirdi.”
Bu cümlelerin bazıları kişisel deneyimlere dayanabilir. Fakat kişisel hatıralar ile tarihsel gerçeklik aynı şey değildir. İnsan geçmişini çoğu zaman bugünden hatırlar.
Çocukluğumuzun bazı anlarını seçer, bazılarını unutur ve geriye kalanları bir bütün olarak “eski güzel günler” şeklinde değerlendirebiliriz. Oysa geçmişin çocukluğu da kendi alanında sorunları olan bir dönemdi. Bu nedenle “eskiden çocuklar daha iyiydi” cümlesi tarihsel bir sonuçtan çok, çoğu zaman yetişkinlerin kendi geçmişlerine ilişkin hatıralarını ifade etmektedir. Dolayısıyla geçmişi bir “altın çağ” olarak görmek de, bugünü yalnızca bir “bozulma dönemi” olarak değerlendirmek de bizi gerçeğe yaklaştırmaz. Asıl mesele, geçmişte hangi ihtiyaçların nasıl karşılandığını ve bugün hangi ihtiyaçların karşılanmakta zorlandığını anlamaktır.
Belki de geçmişten geri almamız gereken şey geçmişin tamamı değil, geçmişte güçlü olan bazı sosyal bağların hangi özelliklerinin yeni hayatın içine taşınabileceğidir. Çünkü mesele aslında sokak mı, ekran mı sorusundan daha büyüktür. Mesele, çocuğun kendisini bir topluluğun parçası olarak hissedip hissetmediğidir.
Disiplin, korku ve öğrenmek
Eski çocuklukları anlatırken başka bir romantik yanılgı daha vardır: Geçmişte çocukların daha disiplinli olduğu düşüncesi.
Birçok eski toplumda itaat, çalışma, yetişkin otoritesine uyum ve toplumsal kurallara bağlılık önemli değerlerdi. Ancak disiplinin varlığı, çocukluğun her zaman huzurlu olduğu anlamına gelmemeli. Aynı şekilde geçmişteki insanları bugünün ölçüleriyle mahkûm etmek de tarihsel olarak açıklayıcı değildir.
Asıl görev, onların nasıl yaşadığını anlamaya çalışmaktır. Çocuk eğitimi açısından ise daha temel bir soru ortaya çıkmaktadır: ”Bir çocuk yalnızca korktuğu için mi davranışını değiştiriyor? Yoksa davranışının nedenini anlayarak kendi davranışını düzenlemeyi mi öğreniyor?”
Korku bazı davranışları kısa vadede bastırabilir. Fakat davranışın anlamını öğrenmek başka bir süreci kapsamaktadır. Burada saygı ile korkuyu birbirinden ayırmak gerekir. Bir çocuk bir yetişkinden korktuğu için itaat edebilir. Başka bir çocuk ise karşısındaki insanın sınırlarını ve kendi davranışının sonuçlarını anlayarak davranışını değiştirebilir.
İki durumda da dışarıdan bakıldığında aynı davranış görülebilir. Fakat psikolojik süreç aynı değildir. Bu ayrım bugün daha da önemlidir. Çünkü artık çocukların davranışlarını şekillendiren yalnızca aile, okul ve çevre değildir. Dijital sistemler de çocukların dikkatini yönlendirmekte, onları belirli davranışlara teşvik etmekte ve zamanlarını nasıl geçireceklerini etkilemektedir. Eskiden yetişkin “Ödevini yap.” diyordu. Bugün ise çocuğun karşısında aynı anda onlarca bildirim, video, oyun, mesaj ve algoritmik öneri bulunabiliyor.
Yani otoritenin biçimi değişirken, dikkat üzerindeki mücadele de değişiyor.
Çocuklarda kültürel sağlık
Sağlık denildiğinde çoğu zaman aklımıza bedenimiz gelir. Oysa çocuk yalnızca fiziksel bir organizma değildir. Ailesiyle konuşması, bir şey paylaşması, arkadaşlarıyla oyun oynaması, büyükanne ve büyükbabasıyla aynı odada bulunması, birlikte sofraya oturması ve bir topluluğa ait olduğunu hissetmesi de gelişim çevresinin parçalarıdır.
Başka bir insanı dinlemek, Sırasını beklemek, Birlikte oyun kurmak, Bir başkasının duygusunu fark etmek. Bütün bunları yalnızca “eski alışkanlıklar” olarak görmek yanlış değerlendirmektir. Bugün gençlerin yalnızlığını konuşurken yalnızca davranışlarına bakmak kolaydır.
Oysa çocukların ve gençlerin yaşadığı çevre de değişmektedir. Şehirler değişmektedir, Çalışma hayatı değişmektedir. Ailelerin zaman kullanımı değişmektedir. Sokakların ve mahallelerin kullanım biçimleri değişmektedir. Dijital teknolojiler ise bütün bu değişimlerin üzerine yeni bir ilişki alanı eklemektedir. Bu nedenle şu soruyu sormak yerinde olacaktır: ”Genç insanın ait olabileceği gerçek yer neresidir?”
İnsanların gerçek hayatta ilişki kurabileceği alanlar daraldığında, dijital ortamların sunduğu ilişki biçimleri daha önemli hâle gelebilir. Yalnızlık yaşayan genç internete veya akıllı telefona daha fazla zaman geçirmek için yönelebilir. 2025 yılında Psychological Reports dergisinde yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analiz, 10–19 yaş arasındaki ergenlerde yalnızlık ile internet veya akıllı telefon bağımlılığı arasında pozitif bir ilişki bulmuştur. Çalışma 24 gözlemsel araştırmayı ve toplam 27.843 ergeni kapsamıştır.
Makale ilk olarak 1 Haziran 2023’te çevrimiçi yayımlanmış, 2025 yılında derginin 128. cilt, 3. sayısında yer almıştır. Ancak gözlemsel veriler tek başına nedensellik göstermemektedir.[4] Bu ayrım önemlidir.
“Telefon çocukları yalnızlaştırıyor” demek başka bir iddia, “Yalnızlık yaşayan çocuklar telefona daha fazla yönelebiliyor”demek ise bambaşka bir iddiadır.
Birinci cümle nedensel bir açıklama yapar. İkinci cümle ise iki durum arasındaki ilişkiye dikkat çeker.
Aradaki fark küçük değildir. Çünkü bir sorunu doğru anlamak için yalnızca neyin yanında neyin görüldüğüne değil, aralarındaki ilişkinin nasıl oluştuğuna da bakmak gerekir.
Ekranın dışında ne var?
Meseleyi çözmek yalnızca ekran süresini azaltmak demek değildir. Ekranın dışında çocuklara ve gençlere nasıl bir hayat sunduğumuzu da düşünmek gerekir. Çünkü bir parmağınla başkasını gösterirken, üç parmağının kendini gösterdiğini unutmamak gerekir. Çocukları yalnızca telefonla, ekranla ya da teknolojiyle suçlamak kolaydır. Asıl zor olan, onların ekranın dışında nasıl bir sosyal çevreye, nasıl ilişkilere, nasıl bir aile ortamına, nasıl bir arkadaşlığa ve nasıl bir hayat alanına sahip olduğunu sorgulamaktır.
Belki de önce şu soruyu kendimize sormalıyız: ‘‘Çocuğa telefonu bırak dediğimizde, onun yerine ne koyuyoruz?”
Bir çocuğa ekranı kapatmasını söylemek kolaydır:
Fakat ekran kapandıktan sonra onunla konuşacak bir yetişkin var mı?
Birlikte oynayabileceği bir arkadaş grubu var mı?
Gidebileceği güvenli bir park var mı?
Katılabileceği bir spor, sanat veya kültür ortamı var mı?
Kendisini ait hissedebileceği bir topluluk var mı?
Yalnızca ekranı azaltmak, çocuğun hayatındaki boşluğu ortadan kaldırmayabilir. Çocukların yalnızlığını sadece ekranı azaltarak değil, ekranın dışında onlara anlamlı, güvenli ve ilişkilerle dolu bir hayat kurarak da ele almak gerekir. Belki burada geçmişten öğrenebileceğimiz şey, “eskiden her şey daha iyiydi” düşüncesi değildir. Daha basit bir şeydir:
İnsanların birbirine ihtiyacı vardır. Çocukların da.
Şeref Umut ERSOP
Tarihçi

Dipnotlar
[1] Samuel Noah Kramer, “Schooldays: A Sumerian Composition Relating to the Education of a Scribe,” Journal of the American Oriental Society 69, no. 4 ,1949, s.199–215 (Makale, Sümer yazıcı okuluna ilişkin metnin transliterasyonunu, çevirisini ve açıklamasını içerir.)
[2] Muazzez İlmiye Çığ, Uygarlığın Kökeni Sumerliler 2: Sumerlilerde Günlük Yaşam, İstanbul, Kaynak Yayınları, (Eserin Kaynak Yayınları tarafından yayımlanan 9. baskısı Aralık 2018 tarihlidir; kitapta “Tarihte Açılan İlk Okullar ve Eğitim” başlıklı bölüm bulunmaktadır.)
[3] Samuel Noah Kramer, “A Father and His Perverse Son: The First Example of Juvenile Delinquency in the Recorded History of Man,” Crime and Delinquency 3, no. 2 ,1957, s.169–173 ( Makale Nisan 1957’de yayımlanmıştır ve “Schooldays” metninden farklı bir Sümer metnini ele almaktadır.)
[4] Meng-Wei Ge, Fei-Hong Hu, Yi-Jie Jia, Wen Tang, Wan-Qing Zhang, Dan-Yan Zhao, Wang-Qin Shen ve Hong-Lin Chen, “The Relationship Between Loneliness and Internet or Smartphone Addiction Among Adolescents: A Systematic Review and Meta-Analysis,” Psychological Reports 128, no. 3, 2025, s. 1429–1451 (Makale 1 Haziran 2023’te çevrimiçi yayımlanmış, Haziran 2025’te derginin 128. cilt, 3. sayısında yayımlanmıştır. Sistematik derleme ve meta-analiz 24 gözlemsel araştırmayı ve toplam 27.843 ergeni kapsamaktadır; sonuçlar yalnızlık ile internet veya akıllı telefon bağımlılığı arasında pozitif bir ilişki göstermektedir. Gözlemsel araştırmalara dayandığı için bu ilişki tek başına nedensellik kanıtlamaz.)














